Hukuki Analiz & Görüşler

İhlal davaları, yargılama öncesinde veya yargılama sonunda ihtiyati tedbirler ile ticari faaliyetlerin durdurulmasını konu edinebildiğinden oldukça önemlidir. Bu yargılamalar, ayrıca maddi ve manevi zararların tazmini gibi ilave hukuki sonuçları da beraberinde getirebilir. Eksik veya hatalı iddia ya da savunmalar, telafisi mümkün olmayan zararlara yol açabilir.

Türkiye’de Patent İhlali Davaları

Son yıllarda Türkiye’de patent ihlali davaları önemli ölçüde artmıştır. Bunun başlıca nedenleri arasında, uzmanlaşmış fikri ve sınai haklar mahkemelerinin lehe bir bilirkişi raporunun ardından ihtiyati tedbir kararı vermeye eğilimli olması ve fikri ve sınai haklar mahkemeleri nezdinde dava açma maliyetlerinin düşük olması yer almaktadır. Bu nedenle patent sahipleri, çoğu zaman “denemeye değer…” yaklaşımıyla üçüncü kişilere karşı ihlal iddiasında bulunmaktan kaçınmamaktadır. Aynı durum potansiyel

https://nstaging.invokat.com/wp-content/uploads/2024/12/yargilama-320x320.jpg

belirli bir patente karşı ihlal bulunmadığının tespiti talebiyle dava açan potansiyel ihlal edenler için de geçerlidir. Mahkeme harçlarının düşük olması nedeniyle, belirli bir teknoloji üzerinde menfaati bulunan üçüncü kişiler de patent sahibine karşı ihlal bulunmadığının tespiti talepli dava açmaktan kaçınmamaktadır. Aşağıda her iki tür hukuki işlemin temel ilkeleri yer almaktadır.

İhlal Davaları

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında aşağıdaki fiiller patent ihlali olarak kabul edilmektedir:

Buluşun tamamen veya kısmen uygulanması;

Buluşun herhangi bir şekilde üretilmesi ve ticarileştirilmesi;

Patent bir usule ilişkinse, bu usul ile doğrudan elde edilen ürünün ticarileştirilmesi;

Patent sahibi tarafından sözleşmeye dayalı lisansla veya zorunlu lisansla verilen hakların kapsamının izinsiz olarak genişletilmesi ya da bu hakların üçüncü kişilere devredilmesi;

İhlal fiillerine herhangi bir şekilde ve her ne şart altında olursa olsun iştirak edilmesi veya bu fiillere yardım edilmesi ya da bunların teşvik edilmesi, özendirilmesi veya kolaylaştırılması;

İhlale konu faaliyetin kaynağını açıklamaktan kaçınılması.

Bu hâllerde hak sahibi, ihlalde bulunan tarafa veya ihlale katkıda bulunan kişiye karşı hukuk davası açabilir ve ilgili mahkemeden aşağıdakilerden bir veya birkaçını talep edebilir:

İhlal teşkil eden faaliyetlerin durdurulması,

Uğranılan maddi ve manevi zararların/kayıpların tazmini,

Üretilmiş veya ithal edilmiş ihlale konu ürünlere ve bu ürünlerin üretiminde doğrudan kullanılan ve/veya patentli bir usulün kullanılmasına imkân sağlayan araçlara el konulması,

El konulan ürünler ve araçlar üzerinde mülkiyet hakkı tanınması,

İhlalin devamını önlemeye yönelik ihtiyati tedbirlerin alınması,

Patentten doğan hakları ihlal eden taraf aleyhine verilen mahkeme kararının ilan yoluyla kamuya duyurulması.

Zararların Tazmini

Prensip olarak patent sahibi, bir ihlal davasında maddi ve manevi zararlarının tazminini talep edebilir. Maddi zararların tazmini ise gelir kaybı esas alınarak hesaplanır. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, gelir kaybının aşağıda belirtilen değerlendirme yöntemlerinden birine göre hesaplanacağını öngörmektedir:

İhlalde bulunan tarafın rekabeti olmasaydı patent sahibinin muhtemelen elde edebileceği gelire göre;

İhlalde bulunan tarafın patentin kullanımından elde ettiği gelire göre;

Patent hakkını ihlal eden taraf, patenti bir lisans sözleşmesi kapsamında hukuka uygun şekilde kullanmış olsaydı ödemesi gereken lisans bedeline göre.

Yetkili Mahkeme

Patent sahibinin üçüncü kişilere karşı açacağı hukuki davalarda yetkili mahkeme; davacının yerleşim yeri mahkemesi, ihlalin gerçekleştiği yer mahkemesi veya ihlal fiilinin etkilerinin ortaya çıktığı yer mahkemesidir. Davacının Türkiye’de yerleşim yeri bulunmuyorsa yetkili mahkeme, sicile kayıtlı vekilin işyerinin bulunduğu yer mahkemesidir. Vekil kaydının sicilden silinmiş olması hâlinde ise Türk Patent Enstitüsü merkezinin bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir. Hâlihazırda İstanbul, Ankara ve İzmir’de ihtisaslaşmış Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri bulunmaktadır.

İhlal Davalarında Bilirkişi Heyeti

Teknik nitelik taşıyan patentlere ilişkin davalarda Türk mahkemeleri, hem hükümsüzlük hem de ihlal davalarında sıklıkla bilirkişi heyeti görevlendirmekte ve bilirkişi raporu almaktadır. Bilirkişi heyetinin oluşumu hayati önemdedir. Başka bir ifadeyle, tarifname ve istemlerin ilgili önceki teknik durum ve/veya potansiyel ihlal edenlerin faaliyetleri karşısında doğru şekilde incelenmesini sağlamak amacıyla bilirkişi heyetinde teknik geçmişe sahip en az bir patent vekilinin bulunması oldukça önemlidir. Tek bir davada birden fazla bilirkişi raporu veya ek rapor alınması oldukça sık karşılaşılan bir durumdur (HMK m. 281). Bilirkişi heyeti hukuki görüş bildiremez (HMK m. 266). Bununla birlikte, hükümsüzlük davalarının niteliği gereği, bilirkişi heyetlerinden ihlal değerlendirmesinin dayandığı ilgili mevzuata atıf yapmaları beklenmektedir.

Hükümsüzlük ve İhlal Davalarının Birleştirilmesi

Mevcut hukuk sistemi, hükümsüzlük ve ihlal arasında bağlantı bulunması hâlinde davaların birleştirilmesine imkân tanımaktadır (HMK m. 166). Örneğin, bir hükümsüzlük davası açıldıktan sonra patent sahibi ihlal davası açabilir veya herhangi bir taraf ihlalle suçlandığında, bu tarafın karşı hamle olarak hükümsüzlük davası açması oldukça sık görülen bir durumdur. Davaların birleştirilmesi talebi doğrultusunda, ikinci davaya bakan mahkeme davaların birleştirilmesine karar verebilir ve bu durumda ilk davanın açıldığı mahkeme, birleştirilen davalar bakımından yetkili mahkeme hâline gelir.

Yukarıdaki hâller dışında, hükümsüzlük davası ile ihlal bulunmadığının tespiti davasının birleştirilmesi de mümkündür. Başka bir ifadeyle, herhangi bir taraf, söz konusu patentin hükümsüzlüğünü talep ederken aynı zamanda ihlal bulunmadığının tespitini de dava konusu edebilir.

İhlal Bulunmadığının Tespiti Davası

Bu, patentli bir teknoloji üzerinde menfaati bulunan herhangi bir tarafça, güvenli tarafta kalmak amacıyla Türkiye’de yaygın şekilde kullanılan bir hukuki araçtır. Bu kapsamdaki davaların büyük bölümü, belirli ilaçlara ilişkin bir ticari faaliyete başlamadan önce ilaç sektöründe açılmaktadır. Bu nedenle, ilaç şirketlerinin ihlal bulunmadığının tespitini talep etmesi ve eş zamanlı olarak Sağlık Bakanlığı’na ruhsat başvuru dosyalarını sunması yaygın bir strateji hâline gelmiştir. Bu durum, jenerik ilaç şirketlerinin pazara güvenli şekilde ve zaman kaybı yaşamadan girmesini sağlamaktadır. Normal şartlarda tespit davası ve hükümsüzlük davası aynı mahkemede açılabilir; ancak bu durum, patent sahibinin ihlale ilişkin karşı taleplerde bulunmasına engel teşkil etmez. Mevcut Sınai Mülkiyet Kanunu, menfaati bulunan herhangi bir tarafın patent sahibine karşı bu tür bir dava açabileceğini ve ihlale ilişkin görüşlerini almak üzere patent sahibine önceden bildirimde bulunabileceğini öngörmektedir. Ancak uygulamada mahkemeler bunu geçerli bir dava şartı veya ön koşulu olarak uygulamamakta; bu nedenle patentli teknoloji üzerinde menfaati bulunan üçüncü kişiler tarafından açılan davalar, patent sahibine böyle bir ön bildirim yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın kabul edilmektedir.

Eşdeğerler Doktrini

Mevcut mevzuat kapsamında patentin sağladığı koruma kapsamı, diğer ülkelerdeki hukuk sistemlerinde olduğu gibi patent tarifnamesi dikkate alınarak istemlere göre belirlenmektedir. Bununla birlikte 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, istemlerin yalnızca lafzına bağlı kalınarak yorumlanamayacağını öngörmektedir. Bu yorum yöntemi, eşdeğerler doktrini kapsamında bir değerlendirme yapılmasını gerektirir. Bu kapsamda eşdeğerliğin değerlendirilmesi için uygun yöntemlerden birinin işlev-yol-sonuç testi olduğu belirtilmektedir. Estoppel doktrini de bu mevzuatta etkili bir araç olarak öngörülmüş olup, patent başvurusu sürecinde başvuru sahibi tarafından veya patentin geçerlilik süresi boyunca patent sahibi tarafından yapılan beyanların dikkate alınmasını gerektirir. Elbette eşdeğerlik her somut olay bazında belirlenir ve eşdeğer unsurların teknik etkisinin ve/veya aşikârlığının değerlendirilmesini gerektirebilir.

Bolar İstisnası

6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu, ruhsat almak amacıyla yürütülen faaliyetler ile söz konusu ruhsata konu ürünlere ilişkin test ve deneylerin patent koruması kapsamı dışında olduğunu öngörmektedir. Bu nedenle, ruhsat alınması tek başına ihlal teşkil etmeyen bir faaliyet olarak kabul edilir. Ayrıca Sağlık Bakanlığı, ruhsat vermek için patent süresinin ve/veya veri imtiyazı süresinin sona ermesini beklememektedir. Bununla birlikte, bu tarafın Sosyal Güvenlik Kurumu fiyat listesine giriş gibi sonraki herhangi bir faaliyeti patent haklarının ihlalini teşkil eder ve patent sahibi lehine hukuki tedbirler alınmasını haklı kılar.

Ek Koruma Sertifikaları ve Patent Süresi Uzatımları

Mevcut hukuk kapsamında, Ek Koruma Sertifikası veya Patent Süresi Uyarlaması gibi koruma süresini uzatan araçlara ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır.

Kartaltepe Mh. Yıldıztepe Sk. No: 6 Bakırköy 34145, İstanbul - Türkiye
+90 212 500 3514
+90 212 500 3516

Bizi takip edin:

INVOKAT olarak, dinamik ve öğrenmeye açık ekibimizle bilgi ve deneyimi bir araya getirmekte; müvekkillerimize özel fikri mülkiyet varlıkları oluşturmaktayız. Her bir projede, ihtiyaçlara özel stratejiler geliştirerek sürdürülebilir ve güçlü koruma sağlamaktayız.

Invokat © 2025, All Rights Reserved 

Hukuki Uyarı

Gizlilik Bildirimi